İklim krizinin en büyük sorumlusu fosil yakıt sektörü

17/08/2025

Yorum Yok

1530 Görüntülenme

11 dakika

Geçen hafta bir türlü durdurulamayan orman yangınlarıyla ilgili bir yazı kaleme almıştım. Bu hafta orman yangınlarına çanak tutan iklim krizinin ve her sene artan hava sıcaklığının en önemli sebebinin neden fosil yakıt sektörü olduğuna ve onların enerji sektöründeki değişimi engellemek veya en azından geciktirmek için dillendirdiği yalan yanlış söylemlere değineceğim. Bir de tabii fosil yakıt sektörünün halihazırda dünyanın doğal dengesini bozan iş modellerinin yerine, doğanın dengesini yeniden sağlayabileceğimiz model değişikliği önerisinde bulunacağım.

Geçen hafta Türkiye’deki orman yangınlarıyla ilgili kaleme aldığım yazıda yangınların ana sebebinin insan kaynaklı olduğuna ve insanların 4 farklı sebepten bu yangınları çıkardıklarına değinmiştim: Cahillik ve kültür eksikliği, altyapıdaki sıkıntılar, rant elde etme veya ülkeyi terörize etme çabası.

Ancak tabii insanların ormanı bu kadar kolay yakabilmelerinin ve bazen de gerçekten aşırı sıcaktan yangın çıkmasının arka planında hep iklim krizinden kaynaklanan sürekli artan aşırı sıcaklar olduğunun altını çizdim.

“Peki iklim krizinin ana sebebi nedir?” diye sorduğunuzda bu sorunun çok net bir cevabı var: Karbon emisyonunun artan bir oranda artması. Karbon emisyonunun artan bir oranda artmasının da 3 sebebi var:

1) Sürekli artan insan nüfusu,
2) Kişi başı ortalama tüketimin artması,
3) Kişi başı ortalama karbon emisyonunun artması.

Tüm bu sebeplerden dolayı karbon emisyonu kar topu misali artan bir oranda artıyor ve bir türlü koyulan hedefler tutturulamıyor.

Tüketime müdahale zor

Diyelim ki sürekli artan insan nüfusuna ve kişi başı ortalama tüketime bir şey yapamıyoruz. Sonuçta insanların plansız, keyfi ve sonuçlarını düşünmeden çoğalmalarına bir müdahalede bulunmak kolay değil. Nüfus kontrolü konusunda devletin her şeye hâkim olması gerekiyor ki bu konuda başarı sağlansın. Örneğin Çin devleti nüfus kontrolü konusunda uzun bir süre “tek çocuk” kuralıyla başarılı olmuştu. Gerçi onlar da daha sonra nüfus artışının ve çokluğunun aynı zamanda bir “güç” olduğuna karar verip bu kuralı kaldırdılar. Bir de tabii diğer devletler Çin gibi her şeye hâkim, yaptırım gücü yüksek ve disiplinli değiller. O yüzden örneğin Hindistan bu tek çocuk kuralını koymaya kalksa, halkından büyük itirazlar geleceği gibi Hintliler Hindistan devletini dinlemez, yine bildiklerini okurlar. Çinlilerde ise bambaşka bir taviz vermeyen kollektif kültür var, o yüzden devletin tüm kuralları, kriterleri yerine getiriliyor.

Nüfus kontrolünde olduğu gibi, kişi başı ortalama tüketime de müdahale etmek pek mümkün değil. Ancak ekonomik kriz zamanlarında insanlar temel ihtiyaçlarını karşılayabilmek için temkinli ve tasarruflu davranırlar. Onun dışında genel insan eğilimi bolluktan yanadır. Hükümetlerin bolca vadettiği refah da esasında tam olarak budur. İnsanların istediğini satın alıp tüketebileceği vaadi. O yüzden kişi başı ortalama tüketimin artışına da müdahale pek mümkün değil. Ancak Rusya ve Çin gibi disiplinle büyümüş milletlerin kollektif aklıyla belli dönemlerde tüketimin azaltılması mümkün olabilir. Onun dışında sürekli özgürlük vadeden başta ABD ve Avrupa ülkeleri gibi yerlerde mümkün değil.

Asıl mesele karbon emisyonundaki artış

Benim burada en çok takıldığım husus kişi başı ortalama karbon emisyonunun artmasıdır. Bana göre bu konuda tüm dünyada seferberlik ilan edilmelidir. Çünkü kişi başı ortalama karbon emisyonunun artması yerine azaltılması hatta nötr hale getirilmesi durumunda insan nüfusunun ve kişi başı tüketimin etkilerine rağmen iklim krizinde yaşanan döngü tersine dönecektir. Yani doğa kendini hızla toparlamaya başlayacaktır.

“Kişi başı ortalama karbon emisyonu nasıl azaltılır?” diye sorduğunuzu duyabiliyorum. Bunun cevabı da fosil yakıt sektöründe saklı. Fosil yakıt sektörünün modelini baştan aşağıya değiştirmemiz gerekiyor.

Yakıt değil ham madde

Yani fosil yakıtları enerji üretmek için yakma modelini, enerji ihtiyacımızı %100 yenilenebilir enerjiyle karşılama modeliyle değiştirmek gerekiyor. Fosil yakıtlarının da değerli ham madde olarak kullanılması gerekiyor. Yani petrolün petro-kimya sektörünün ham maddesi olarak (geri dönüştürülebilir plastik vs. üretimi için), doğal gazın da gübre üretilmesi için kullanılması gerekiyor. Ya da hidrojen ve karbon şeklinde ayrıştırılıp hidrojenin enerji ihtiyacı için yakılması, ayrıştırılan karbonun da ham madde olarak kullanılması gerekiyor. Karbonun nerelerde kullanılabileceğine dair 3 örnek vereceğim, bu örnekler rahatlıkla artırılabilir ve karbonun ham madde olarak kullanıldığı yüzlerce ürün gamı ortaya çıkabilir. Karbon aşağıdaki 3 ürünün ham maddesi olarak kullanılabilir:

1) Coca Cola gibi gazlı içeceklerde,
2) Karbon fiber gibi ürünlerde,
3) Seraların karbon ihtiyacını sağlamak için.

Diğer ürünleri sektör bilginizle veya hayal gücünüzle sizler de sıralayabilirsiniz.

Sorun maddede değil, kullanılan modelde

Yani şu hususun özellikle altını çizmek istiyorum. Hatta bir türlü anlamayanlar veya anlamak istemeyenlerin gözüne sokmak için burayı büyük harflerle yazacağım:

FOSİL YAKITLAR VE KARBON BİZİM DÜŞMANIMIZ DEĞİL. SADECE FOSİL YAKITLARIN KULLANIM MODELİNİ DEĞİŞTİRMEMİZ GEREKİYOR. FOSİL YAKITLARI YAKIP ATMOSFERE ÇOK BÜYÜK MİKTARLARDA KARBON SALMAK YERİNE, HAM MADDE OLARAK KULLANMAMIZ GEREKİYOR. FOSİL YAKITLARI YAKARAK HEM DOĞANIN DENGESİNİ BOZUP İKLİM KRİZİNİ KÖRÜKLÜYOR VE HIZLANDIRIYORUZ HEM DE GELECEK NESİLLERİN İHTİYACI OLAN BU ÖNEMLİ HAM MADDELERİ TÜKETİYORUZ.

2013’te fitili ateşleyen yazım

2011 senesinden beri enerji sektöründe %100 yenilenebilir enerjiye geçiş için büyük mücadeleler verdik ve karşımızda hep fosil yakıt lobisini bulduk. Bu dönemde bakanlıklar ve sektör nezdinde verdiğimiz mücadelenin fitilini 2013 senesinde Turkish Policy Quarterly’de (daha sonra adını Transatlantic Policy Quarterly olarak değiştirmişler, kısaltması aynı: TPQ) kaleme aldığım “Türkiye neden %100 yenilenebilir enerjiyi hedeflemelidir?” başlıklı yazıyla ateşlemiştim. 12 sene önce yazdığım bu yazıyı okumanızı tavsiye ederim: https://transatlanticpolicy.com/why-turkey-should-aim-for-100-renewable-energy/

Tüm bunları söylemişken geçenlerde klasik insanları manipüle eden ağzıyla petrol endüstrisinde çalışan bir Amerikalının yenilenebilir enerjiyi kötülediği ve neredeyse “fosil yakıt daha temizdir” demeye getirdiği bir videoya rastladım. Bu adamın attığı palavraları sektörde çok duydum ve hepsinin de sırası geldiğinde cevaplarını verdik, hepsini susturduk. Hatta bazı etkinliklerde örneğin aynı panelde konuşma yaparken karşı karşıya geldiğim fosil yakıt profesyonelleri oldu. Bu panellerin sonunda fosil yakıtçı arkadaşlar izleyenler tarafından yuhalanırken, ben hep alkış aldım. Çünkü onlarla tartışmalarımda gerekli cevapları hep bilimin ışığında ve gerçek bilgilerle verdim.

Yalancı kovboyun iddiaları ve cevaplarım

Cahilliğinin veya menfaatçiliğinin verdiği özgüven ve duruşla insanları manipüle eden bu petrolcü Amerikalının konuşmasını https://www.instagram.com/reel/DL-FjUiv2NU/?igsh=MTVlazFhNXgxbmdrMA%3D%3D linkinde izleyebilirsiniz.

İnsanlığın geleceğini kararttıklarının farkında bile olmayan veya bilinçli olarak kendi menfaatleri için insanları yanlış yönlendirmekten çekinmeyen bu petrolcü Amerikalıya haddini bildirmenin zamanı geldi. İşte adamın söylemleri ve altında da benim cevaplarım. Umarım bir gün bu yazımı adamın çocukları okur ve adama “Senden ve yaptıklarından utanç duyuyoruz, bize bilinçli veya bilinçsiz kendi yaşadığından daha kötü bir dünya bıraktın” derler.

1) Petrol kuyularının operasyonu için temiz enerji mi kullanıyorlar? Temiz enerji değil, alternatif enerji kullanıyorlar. Onlarla ilgili temiz olan bir şey yok.

Alternatif enerji tam fosil yakıt jargonu. Bunu kesinlikle kabul etmiyoruz. Alternatif enerji diye bir şey uydurmayın. “Temiz enerji” tabiri doğrudur. Buna “yenilenebilir enerji” veya ileride sadece “enerji” diyeceğiz. Biz enerji ihtiyacının %100 yenilenebilir enerjiden karşılanması gerektiğini savunuyoruz. Bunun alternatifi, lamı cimi yok. Tek bir enerji tipi var. O da yenilenebilir enerji. Doğadaki enerji kaynağını gerekli teknoloji aracılığıyla sonuna kadar kullanabiliyor olmamız gerekiyor. Güneş ışıması, rüzgar, bitkisel veya hayvansal organik atık bazlı biyoenerji, yerin altındaki ısı (jeotermal), suyun akışkan gücü (hidroelektrik santrallerinin yenilenebilir enerji olabilmesi için kaynağında bir eksilme olmaması, kaynağın kendini sürekli yeniliyor olması gerekiyor), dalga, akıntı, hidrojen vb. Doğada ihtiyacımız olan her şey var. Bu kaynakları doğru teknolojilerle kullanabilmemiz gerekiyor.

Buna yerin altında oluşması milyonlarca yıl süren fosil yakıtlar dahil değil. Fosil yakıtların yüksek karbon içeriğinden dolayı kesinlikle yakılmaması, bunun yerine ham madde olarak kullanılması gerekiyor.

2) Sonrasında rüzgar türbini için ne kadar çok fosil yakıt kullandıklarından dem vurmuş:

a) Rüzgar türbinlerinin temelindeki beton için ne kadar dizel kullandıklarını biliyor musun?

Rüzgar türbininin yapımında kullanılan ve karbon salınımını artıran tüm malzemeler yakın gelecekte karbon salınımını sıfırlayacak şekilde oluşturulacaktır. Örneğin temelde beton yerine başka teknolojiler kullanılacaktır (çelik kazık veya doğal yapı malzemesi gibi).

b) Rüzgar türbini için kullandıkları çelik için ne kadar fosil yakıt yaktıklarını biliyor musun?

Rüzgar türbini için kullanılan çelik gelecekte hidrojen kullanılarak üretilecek ve çelikle ilgili tartışmalara nokta koyulacak (hidrojeni yaktığınız zaman karbon yerine su buharı çıkıyor). Ayrıca çelik ve bakır gibi kullanılan çoğu türbin malzemesi geri dönüştürülebilir, bir tek kanatların geri dönüştürülmesinde sıkıntılar var, onu da yeniden kullanımla çözüyorlar. İleride kanatların da %100 geri dönüştürülebileceğine kuşkum yok.

c) Türbini dikerken 450 feet’lik vinci çalıştırmak için de ne kadar fosil yakıt kullandıklarını biliyor musun?

Yakın gelecekte bu vinçler de elektrikle çalışacak. Tüm araçların (araba, minibüs, otobüs, kamyon, vinç, tır, gemi, uçak vb.) elektrifikasyonu önümüzdeki 10-15 sene içinde gerçekleşecek. Buna vinçler de dahil. Bu arada bu elektrifikasyonun kesintisiz sağlanması için küçük araçlarda (araba, minibüs, otobüs vb.) batarya, büyük araçlarda da (tır, gemi, uçak vb.) hidrojen kullanılacak. O yüzden bu tartışma konusu değil. Bu elektrikli araçlar da elektriklerini GES (güneş enerji sistemi) veya RES (rüzgar enerji sistemi) gibi yenilenebilir enerjiden sağlayacaklar. O yüzden elektriğin kaynağı da temiz olacak.

d) O türbinin dönmesi veya kışın kesintisiz çalışması için ne kadar petrol bazlı yağ kullandıklarını biliyor musun?

Yağı yakmadığın sürece bir sıkıntı yok. Çünkü yakınca ciddi bir karbon emisyonu ortaya çıkıyor. O yağı türbinin mekanik parçalarının birbirine sürtmesini önlemek için yıllarca kullanabilirsin. Daha sonra o yağı da geri dönüşümle tekrar tekrar kullanabilirsin.

e) Tüm bunların 20 yıllık ömrünün olduğunu düşünürseniz, ne kadar fosil yakıt harcandığını ve ürettiği karbon salınımını karşılayacak elektriği üretmediğini biliyor musun?

Bu söylem yanlış bilgilendirme ve manipülasyona giriyor. Hemen düzelteyim (burada bilim konuşuyor): Dünyadaki herhangi bir şeyin üretim sürecinde mutlaka belli bir karbon salınımı oluyor. Bir şeyi ortaya çıkarabilmeniz için böyle bir gerçek var. Ancak önemli olan bu nesnelerin üretiminde ortaya çıkan karbon salınımı değildir. Önemli olan bu ürünlerin üretilirken ortaya çıkan karbon salınımı ile üretilip kullanıma başlandıktan sonra karbon salınımını azaltmaya yönelik katkılarının toplamıdır.

Yani kafanızda canlandırmanız için rüzgar türbininin temelinde, çeliğinde, dikerken kullanılan vinçte karbon salınımı vardır. Ancak o rüzgar türbini çalışmaya başladıktan sonra neredeyse karbon salınımı olmadan ürettiği elektrik, fosil yakıtla üretilecek elektriğin yerine geçtiği için karbon salınımının çok ciddi azaltılmasını sağlar.

Son olarak şunu üzerine basa basa büyük harflerle yazıyorum: GENEL OLARAK RÜZGAR ENERJİSİ, MEVCUT EN TEMİZ VE EN SÜRDÜRÜLEBİLİR ENERJİ KAYNAKLARINDAN BİRİDİR.

3) Rüzgar türbinlerinden sonra hızını alamamış, güneş panelleri ve lityum pillerine de kendi çapında çakmış. Bunlarla ilgili “Beni başlatma” diyor.

Hadi lütfen başla. Onda da cevabını rüzgar enerjinde olduğu gibi alırsın. Güneş panellerinde ve lityum pillerde de denklem rüzgar türbinleriyle aynıdır:

Yaşam Süresi Boyunca Toplam Karbon Emisyonu = Üretimde çıkan karbon emisyonu + Operasyonel hale geldikten sonra elektrik üretirken sağladığı karbon tasarrufu

Şunu da bu fosil kafalı gerici Amerikalının anlaması için büyük harflerle yazıyorum: HEM RÜZGAR TÜRBİNLERİNDE, HEM GÜNEŞ PANELLERİNDE, HEM DE LİTYUM PİLLERDE YAŞAM SÜRESİ BOYUNCA ORTAYA ÇIKAN TOPLAM KARBON EMİSYONU AÇIK ARA NEGATİFTİR.

4) Bir de muhteşem dar görüşlü vizyonuyla şunu söylemiş: Tüm dünya elektriğe geçmek isterse bunu kaldıracak elektrik şebekemiz yok. İhtiyacımızı karşılayacak elektriği şehirlere getirecek elektrik iletim hattının inşaatı 30 sene sürer. Halbuki torunların ihtiyacını karşılayacak 120 senelik petrol altyapımız var. Bütün hayatımız buna bağlı.

Şebekeye ihtiyacımız olduğunu kim söylüyor? Biz de zaten şebekenin ve bu çok yüksek bütçeli altyapı yatırımlarının ortadan kaldırılması gerektiğini söylüyoruz. Yani bir başka deyişle, merkezi sistemler yerine dağıtık sistemlerin planlanması ve uygulanması gerekiyor. Yani yerinde üretim, yerinde tüketim.

Yakın gelecekte binaların kendi enerjilerini, sularını ve gıdalarını üretmelerinden bahsediyorum. Üretip kendi ihtiyaçları için tüketecekler. Böylece çok büyük bütçelerle kilometrelerce uzunluğunda elektrik iletim hattı inşa etmeye kesinlikle gerek olmayacak. Olsa olsa komşuların birbirlerini destek için kendi aralarında mikro şebeke veya akıllı şebeke yapmaları tasarlanabilir. Bunun yatırımı da çok cüzi rakamlara geliyor.

Yani bu fosil beyinli arkadaşımız hala geçmişte kalıp elektrik şebekesinden dem vuruyor. O model tamamen değişecek. Senin geçmişte harcamış olduğun milyarlarca dolarlık petrol altyapısının da sadece ve sadece petro-kimya sektörü için kullanılması gerekiyor.

5) Buraya geldiğin yol, araba lastiği, ruj, tenis raketi, buz dolabı, antihistaminik (antialerjen ilaç), cep telefonu koruması, yapay kalp kapakçığı, hayvansal veya bitkisel lif ile yapılmayan her türlü kıyafet, sabun, el losyonu, çöp torbası, balık tutmak için kullandığımız kayık/bot gibi hayatımızın her alanında kullandığımız ürünler plastikten yapılıyor.

Evet, biz de aynen bunu söylüyoruz zaten. Konseptleri birbirine karıştırmayın. Bu ürünleri çıkardığınız petrolle üretin, hatta şöyle bir kriter koyun. Petrol bazlı ürünlerin mutlaka geri dönüştürülebilir olması gerekir. Örnek vermek gerekirse, tek kullanımlık naylon torbaları kaldırın, yerine geri dönüştürülebilir sert plastik ürünleri çıkarın (örneğin ev ve araba aksesuarları gibi).

Tek kullanımlık plastik bazlı ürünler yerine bitki özlü ve doğaya karışabilen ürünler kullanılabilir. Örneğin plastik bazlı çöp torbası yerine kompost veya biyogazda eriyen ve organik atıklara karışabilen bitki özlü torbalar kullanmak gerekiyor.

6) Bizi öldürecek olan da bu plastiğin ham maddesi olan petrolün bitecek olması ve bizim bunun alternatifini bulamamış olmamız.

Bu amcam kendiyle çelişiyor, farkında değil. Biz de bunu söylüyoruz zaten. Anlamanız için tekrar büyük harflerle yazıyorum: PETROL BAZLI ÜRÜNLERİN HAMMADDELERİNİN AZALMASININ ÖNÜNE GEÇMEK İÇİN PETROL GİBİ FOSİL YAKITLARI YAKIP ENERJİ ÜRETME MODELİNİ BIRAKMAMIZ ŞART. FOSİL YAKITLARI ENERJİ İÇİN KULLANMAYA DEVAM EDERSEK HEM GELECEK NESİLLERİ BU DEĞERLİ HAM MADDEDEN MAHRUM BIRAKACAĞIZ HEM DE DOĞAYI KİRLETMEYE, İKLİM KRİZİNİ KÖRÜKLEMEYE DEVAM EDECEĞİZ.

Plastik yerine organik bazlı ürünler

Son olarak yine bilim ve teknoloji kaynaklı bir bilgi aktarmak isterim. Plastik yerine organik bazlı ürünler de kullanabiliriz. Yani “Petrol bitti, insanlık da biter” söylemi kesinlikle doğru değil. Doğada her şeyin (buna farklı hammaddeler de dahil) bir muadili veya bir alternatifi (yenilenebilir enerji sektörüne hakaret etmek için kullandığı kelimeyi burada ham madde için kullanabiliriz) vardır. Bu gerici kovboy yalan yanlış bilgi yaymak yerine bilim ve teknolojideki gelişmeleri takip ediyor olsa ve kendi kişisel menfaati yerine biraz olsun insanlığı ve gelecek nesilleri düşünse gelecekteki söylemlerini baştan aşağıya düzeltmesi gerekir.

Bu arada cahilliğin verdiği özgüvenle veya kendi menfaatleri için sağa sola sallayıp insanları sindirmeye çalışan tipler dünyanın her yerinde var. Hele Türkiye’de çok var. Herkes kendine bir imaj çizip olduğundan çok daha farklı göstererek diğer insanları etkileme peşinde. Maalesef bulunduğumuz ortamdan dolayı da insanlar çoğu zaman bu numaraları yutuyorlar. Bu insanları gerekirse daha yüksek sesle, bilgi ve birikimlerle susturmak, insanları yanlış yönlendirmelerinin önüne geçmek gerekiyor.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir